02.09.2011 - Varlık Vergisi 1942 Hakkında Engin Ardıç'ın Bir Yazısı ve Benim Hatırladıklarım

Sevgili Yakınlarım ve Dostlarım,

Aşağıda Engin Ardıç’ın Varlık Vergisi hakkında bir yazısı var. Bu vesileyle ben de hatırladıklarımı ve düşüncelerimi aktarmak istedim.

1942’de ben 12 yaşındaydım. Çocukluğuma rağmen bunun çok kötü bir şey olduğunu anlıyordum. Mahallemizde varlıklı Rum aileleri vardı. Bunlardan biri ‘Muradoğlu’ ismiyle maruftu. Baba Muradoğlu keresteciydi. Cibali’de dükkanları vardı. Kıpkırmızı tuğlalardan yapılmış şato gibi evleri ve evin basamak basamak uzanan bakımlı çok büyük bir bahçesi vardı. O muhteşem binanın bitişiğindeki birkaç bina da zannederim aynı aileye aitti. Varlık vergisi değerlerinin de tümüyle Maliye müfettişleri tarafından konulduğunu zannetmiyorum. Koca Türkiye’de o kadar Maliye müfettişini nerede bulacaksınız. Sade bir vatandaş olarak baktığımızda vergi takdirinde Kaymakam, karakol ve polisler, belki nahiye müdürlükleri ön planda gözüküyordu. Muradoğlu’nun eşyaları sokaklara dökülmüştü. Ancak cüz’i bir kısım eşyaları diğer bazı Rum komşularının evlerine taşınmıştı. Yapılan hacizler vergiyi karşılamadı ki, oğul Yorgo Aşkale’ye gitti. Her halde o listede onun da ismi vardır. Komşuların yün kazaklar vs. örerek ona gönderdiğini hatırlıyorum. Yorgo sonra geldi ama galiba artık kafayı biraz üşütmüştü. Yalnız bahçe bakımıyla uğraşıyor, arada pikaptan bangır bangır Rumca şarkılar çalıyordu. Tek parti döneminin en büyük ayıbıydı bu. Her halde dünya harbinin yoklukları içinde para basmadan, enflasyonu azdırmadan Devlet bütçesini servet vergisiyle denkleştirmek istenmişti. Ama o günün şartlarında böyle bir verginin adil olarak uygulanmasına imkân yoktu. Çiller hükümeti de ‘Net Aktif’ vergisi, ‘Ekonomik Denge Vergisi’ gibi servet vergileri uyguladı. Bilançonun aktif toplamı üzerinden vergi verdik. Oysa o aktif toplamı Öz Varlık demek değildi, bilançonun pasifinde yer alan borçların karşılığında da aktifte yer alan değerler vardı. Vatan kurtulacak inancıyla zorluklar içinde ve de paşa paşa bu vergileri ödedik. Galiba Danıştay’da iptal davası açıp kazananlar da olmuş. Neyse ki Aşkale’ye giden olmadı. Evet bir daha asla, asla ilerde lanetle anılacak adaletsizlikler olmasa.

ENGİN ARDIÇ Bir daha asla

Orta yaşlı insanlardı, kimisi kalp yetmezliği, kimisi yüksek tansiyon, kimisi şeker illeti çeken...
Çoğu da bunların hepsini birden...
Bin dört yüz kişi kadardılar, sekiz yüz otuz altısının adını biliyoruz.
Taş kırdılar, kar kürediler, yol yaptılar. Zorla götürüldüler. Hayvan vagonunda... Ahırlarda yatıp kalktılar. Kışın Erzurum-Aşkale'de, eksi otuz derece soğukta, ertesi yaz Eskişehir-Sivrihisar'da, artı otuz derece sıcakta çalıştılar.
İçlerinden 21 kişi öldü. Biri bileklerini keserek intihar etti.
Ölü sayısının daha da fazla olduğu sanılıyor ama elimizde ancak 21 kişi için kanıt var.
Hiçbiri Müslüman değildi.
Kimisi Yahudi, kimisi Rum, kimisi Ermeni.
Çoğu ticaretle uğraşıyordu, yapabilecekleri başka iş yoktu, devlet memurluğuna girmeleri yasaktı.
Kimisi de bildiğimiz emekçiydi, zengin mengin değildi. Vergisini ödeyebilmek, taş kırmaya gitmemek için drahomasını bozduran, bu yüzden yıllarca evlenemeyen genç kızlar bile vardı...
Bunlara, bir defaya mahsus olmak üzere, çok özel bir vergi salındı: "Varlık vergisi"...
Vergi matrahı, bankalardan gizli bilgi istemekten korkulduğu için maliye müfettişleri tarafından "keyfe keder" ve "göz kararıyla" tesbit edildi.
Bütün mal ve mülk varlığı toplasan elli bin lira olan adama dört yüz bin lira vergi kesildi. Bazı kişilere sırf "Abdullah Efendi Lokantası'nda yemek yiyebiliyor" diye ceza verildi. Yıl 1942...
Bahçe içinde, üç katlı ev üç bin lira... Oradan oranlayınız.
Ödeyemeyenlerin evlerine, işyerlerine el konuldu, eşyaları haraç mezat, ölü eşek fiyatına satıldı. Eşleri, çocukları sokakta bırakıldılar. Çoğunun ticari hayatı söndü. Yitirdiklerini bir daha yerine koyamadılar.
Çoğu, İshak Alaton'un babası Bay Hayim gibi, "içinden birşeyler kırılmış" olarak döndü İstanbul'a.
Hayata küstü. Devletine de küstü.
Çoğu, 1948 yılında İsrail devleti kurulunca Türkiye'yi terketti, onları buraya bağlayan bir şey kalmamıştı, "kalmaları için hiçbir neden kalmamıştı"...
Bu pisliğe zorla bulaştırılan ve yıllar sonra vicdanını kemiren suçluluk duygusu içinde bir kitap yazıp rezilliği ortaya seren eski İstanbul Defterdarı merhum Faik Ökte'nin deyimiyle, varlık vergisi faciası...
Türkiye'de azınlıklar meselesinin en önde gelen uzmanı Profesör Doktor Ayhan Aktar, varlık vergisiyle ilgili mükemmel kitaplarına bir yenisini eklemiş bulunuyor: "Yorgo Hacıdimitriyadis'in Aşkale-Erzurum Günlüğü, 1943..."
Böylece, söylentileri doğrulayan acı gerçeklerin ayrıntıları, ilk kez "birinci elden ve yazılı belge olarak" elimize geçti. Kitapta ayrıca Prof. Aktar'ın konuyu yeniden derleyip toparlayan ve yeni bilgiler de ekleyen bir araştırması da var...
O dönemin ünlü gazetecisi Feridun Kandemir'in yükümlü ve hükümlülerle birlikte gittiği Aşkale'den gazetesine gönderdiği ırkçı röportajlar ve yıllar sonra, tıpkı Faik Ökte gibi "ben ne yaptım" diye dövünüp, o dönemin bokluklarını bir bir açık ettiği yazıları da var...
Teşhis edilebilen 836 gayrımüslim vatandaşın listesi de var...
Müslüman okurlarımın bayramı şimdiden mübarek olsun efendim.
Varlık vergisi denilen korkunç pisliği üzerlerine salan dönemin başbakanı Şükrü Saracoğlu'nun adını taşıyan stadyuma göğsünü gere gere giden Fenerbahçe taraftarı Yahudi okurlarımın da gözlerinden öperim.
Eh, bundan böyle Tavşanlı Linyitspor stadına deplasmana giderler, hatalarını telafi ederler! Vatanın her köşesi bir değil midir?

5 1 1 1 1 1 1 1 1 1 1 Oylama 5.00 (1 Oy)
comments