04.06.2012 - Yahya Kemal'i Sever misiniz ?

Sevgili Yakınlarım ve Dostlarım,

Yahya Kemal’i sever misiniz? Evet ben ve benim kuşağım onun şiirlerini sevmiş ve her yeni şiirini hemen ezberlemiştir. Şiirimizde aruz vezninden yeniliklere doğru yol alırken onun şiirleri bizleri aruzun adalı üslubundan, yaşadığımız günlerin Türkçesine doğru taşımış, veznini fark etmeden şiirlerini ezberlemişizdir. Onun şiirleri bestecilere ilham kaynağı olabilir ama bence onun şiirlerini besteleyerek ve onları aşarak, daha güzel bir müzikaliteye erişmek güçtür. Çünkü onun şiirlerinde zaten müzikalite vardır. 1950’li yıllarda Fen Fakültesi konferans salonunda onu yüz yüze dinlemek hazzına nail olmuş ve ‘Ya şevk içinde harab ol, ya aşk içinde gönül! Ya lale açmalıdır göğsümüzde yahut gül’ mısraını seslendirişini hafızama kaydetmiştim. Sonra, evet daha sonra Fatih Camii’nde cenaze namazı kılınırken de oradaydım. Peki Ponce’u sever misiniz? Yani Manuel Ponce, daha uzun ismi de var: Manuel María Ponce Cuéllar. Meksikalı büyük bir besteci. Müziği dünyada ünlü ama ismi her zaman ve her yerde bilinmiyor. Merak ederseniz internet'te hakkında bilgi edinebilir ve onun birçok bestesinin listesini bulabilirsiniz. Ben onu da seviyorum. İşte onun çok sevdiğim Estrellita isimli parçasını da şiirin fonuna koydum, iki sevdiğimi bir araya getirdim.
Bu ‘Estrellita’nın telaffuzu hakkında küçük bir not ve anı düşmek istiyorum. Daha doğrusu ben şimdi nereden nereye, daldan dala atlamak niyetindeyim. İsterseniz yazının buradan aşağısını siz okumayın:

Yahya Kemal Beyatlı

İstanbul’da Nigogosyan isimli bir Lütie (Luthier) (keman yapımcısı) vardı. İstanbul’dan geçen büyük kemancılar (Virtüöz’ler) illâ ona uğrarlar kemanlarına baktırırlardı. Muhittin Sadak gibi o günün üstadları da oraya uğrarlardı. Ben de bazı vesilelerle oraya gider üstadların sohbetlerini hayran hayran dinlerdim. İkinci kemanımı da ondan almıştım. Halen üzerinde onun yaptığı eşik var. Müdavimler arasında Viktor Asa isimli bir kemancı da vardı. Bir gün sohbette La Paloma’dan bahsederken bir kemanı eline aldı, bir zamanlar bu parçayı şöyle çalıyorduk dedi ve çift tel (dubl kord) üzerinde üçlü aralıkla (tiers) çalmaya başladı. Bakın o etkiyi hâlâ unutmamışım. Bu Beyin İstanbul Senfoni Orkestrası’nın ikinci kemanlarının başı olarak çok canlı çaldığı herkesçe fark edilirdi. Galiba orada Margosyan Bey ile yan yana oturuyordu. Gel zaman git zaman ben bu beyle yakın dost oldum, her sabah benim işyerime ıhlamur içmeye gelirdi. O zamanlar arada sigara içerdim, beni vazgeçirmeye çalışırdı. Emekli olduktan sonra senenin birkaç ayını Lübeck’te geçirirdi, orada sevgilisi vardı, senenin diğer bir bölümü de tavuk göğsü, baklava yemek için İstanbul’a gelirdi. Ben 1969’da Lübeck’deki evine gitmiş, onu kemanıyla teype kayıt yapmaya çalışırken bulmuştum. Bu bey 10 lisan bilirdi. Benim ‘estrellita’ değişimde daima bir kusur bulurdu. Aynı şekilde ‘koloratur’ kelimesini telaffuz edişimi de beğenmezdi. Her halde bazı hecelerin vurgularında hata yapıyordum. O gün bu gün bu kelimeleri kullanmaya korkarım. Bir de ‘que’. İnglizcedeki ‘that’in karşılığı. Hiçbir Fransız beni ‘que’yü güzel söylemiyorsun diye eleştirmedi. Ama Asa Beye beğendirememiştim. Estrellita çalarken bu kelimeyi doğru söyleyemediğimi ve Viktor Asa Beyi her zaman düşünürüm.

Aşağıya, belki kopya yapmak istersiniz düşüncesiyle Yahya Kemal’in şiirini yazıyorum:

Günlerce ne gördüm ne de kimseye sordum,
'Yârab! Hele kalp ağrılarım durdu!' diyordum.
His var mı bu âlemde nekahat gibi tatlı?
Gönlüm bu sevincin helecâniyle kanatlı
Bir tâze bahâr âlemi seyretti felekte,
Mevsim mütehayyil, vakit akşamdı Bebek'te

Akşam!.. Lekesiz, sâf, iyi bir yüz gibi akşam!..
Tâ karşı bayırlarda tutuşmuş iki üç cam;
Sâkin koyu, şen cepheli kasriyle Küçüksu,
Ardında vatan semtinin ormanları kuytu;

Bir neş'eli hengâmede çepçevre yamaçlar
Hep aynı tehassüsle meyillenmiş ağaçlar;
Dalgın duyuyor rüzgârın âhengini dal dal,
Baktım süzülüp geçti açıktan iki sandal;
Bir lâhzada bir pancur açılmış gibi yazdan
Bir bestenin engin sesi yükseldi Boğaz'dan.

Coşmuş yine bir aşkın uzak hâtırasıyle,
Aksetti uyanmış tepelerden sırasıyle,
Dağ dağ o güzel ses bütün etrâfı gezindi:
Görmüş ve geçirmiş denizin kalbine sindi.

Âni bir üzüntüyle bu rü'yâdan uyandım.
Tekrâr o alev gömleği giymiş gibi yandım,

Her yerden o, hem aynı bakış, aynı emelde,
Bir kanlı gül ağzında ve mey kâsesi elde;
Her yerden o, hem aynı güzellikte, göründü,
Sandım bu biten gün beni râmettiği gündü.

Bazı kelimelerin anlamları:

NEKAHET: Hastalıktan yeni kalkıp henüz iyileşmemiş, iyiliğe yüz tutmuş olmak
HELECAN : Yürek çarpıntısı, çarpıntı
MÜTEHAYYİL: Hayal kuran
TAHASSÜS : Hissetmek, kalben ve ruhen hissetmek
RAMETMEK : Boyun eğdirmek, itaate getirmek

5 1 1 1 1 1 1 1 1 1 1 Oylama 5.00 (1 Oy)
comments